<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<title>Enstitüler</title>
<link href="http://hdl.handle.net/11513/8" rel="alternate"/>
<subtitle/>
<id>http://hdl.handle.net/11513/8</id>
<updated>2026-06-28T05:27:14Z</updated>
<dc:date>2026-06-28T05:27:14Z</dc:date>
<entry>
<title>PANKREAS KANSERİNDE YENİ TEDAVİ SEÇENEKLERİNİN İN VİTRO OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ: 3D HÜCRE KÜLTÜRÜ YAKLAŞIMI</title>
<link href="http://hdl.handle.net/11513/4508" rel="alternate"/>
<author>
<name>ÇELİK, ZEYNEP</name>
</author>
<id>http://hdl.handle.net/11513/4508</id>
<updated>2026-06-26T12:42:29Z</updated>
<published>2026-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">PANKREAS KANSERİNDE YENİ TEDAVİ SEÇENEKLERİNİN İN VİTRO OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ: 3D HÜCRE KÜLTÜRÜ YAKLAŞIMI
ÇELİK, ZEYNEP
Bu tez çalışmasında, pankreas kanserinde yeni tedavi yaklaşımlarının in vitro koşullarda değerlendirilmesi amacıyla PANC-1 ve MIA PaCa-2 pankreas kanseri hücre hatları kullanılmıştır. Çalışmada, pankreas kanseri tedavisinde kullanılan gemsitabin, antidiyabetik bir ajan olan metformin ve doğal polifenolik bir bileşik olan klorojenik asitin tekli, ikili ve üçlü kombinasyonlarının hücre canlılığı, sferoid morfolojisi ve moleküler ekspresyon profilleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Deneyler normoksik (%21 O2) ve hipoksik (%2 O2) koşullarda yürütülerek oksijen düzeyinin tedavi yanıtı üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. İlk aşamada, 2D hücre kültürü ortamında gemsitabin, metformin ve klorojenik asitin PANC-1 ve MIA PaCa-2 hücreleri üzerindeki sitotoksik etkileri belirlenmiş ve IC50 değerleri hesaplanmıştır. Ardından, tümör mikroçevresini daha iyi temsil edebilmek amacıyla nonadezif %3’lük agaroz yüzeylerde 3D sferoid modeller oluşturulmuştur. Elde edilen sferoidlere, 2D kültürden belirlenen konsantrasyonlar esas alınarak bileşikler tekli, ikili ve üçlü kombinasyonlar halinde uygulanmıştır. Hücre canlılığı Alamar Blue analizi ile değerlendirilmiş; sferoidlerin çap, dairesellik, kompaktlık ve en-boy oranı gibi morfolojik özellikleri ImageJ programı ile analiz edilmiştir. Ayrıca KRAS, SMAD4, HIF-1α ve P53 genlerinin mRNA ekspresyonları qPCR yöntemiyle, ilgili protein düzeyleri ise Western blot analiziyle incelenmiştir. Bunun yanında hsa-miR-15a-5p, hsa-miR-24-3p, hsa-miR-221-3p ve hsa-miR-301a-3p ekspresyonları da değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, ilaç kombinasyonlarının genel olarak tekli uygulamalara kıyasla daha belirgin sitotoksik etki oluşturduğunu göstermiştir. Özellikle GEM+MET ve GEM+CA kombinasyonları, bazı deney koşullarında sferoid canlılığını anlamlı düzeyde azaltmış ve tekli uygulamalardan daha güçlü hücre baskılayıcı etki göstermiştir. Hipoksik koşullarda elde edilen yanıtların normoksik koşullardan farklı olması, oksijen düzeyinin ilaç duyarlılığı ve moleküler yanıtlar üzerinde önemli bir belirleyici olduğunu ortaya koymuştur. Moleküler analizlerde, bazı kombinasyonların KRAS ve HIF-1α ekspresyonlarını azaltarak tümör ilerlemesi, hipoksi yanıtı ve tedavi direnciyle ilişkili yolakları baskılayabileceği belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu tez çalışması gemsitabinin pankreas kanseri hücreleri üzerindeki temel sitotoksik etkisini doğrulamakla birlikte, metformin ve klorojenik asitin belirli deneysel koşullarda bu etkiyi güçlendirebileceğini ortaya koymuştur. Bu bulgular, gemsitabin temelli kombinasyon yaklaşımlarının yalnızca sitotoksik etki üzerinden değil, aynı zamanda hipoksi yanıtı, tümör ilerleyişi ve tedavi direnciyle ilişkili moleküler yolaklar üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu nedenle, metformin ve klorojenik asitin gemsitabin ile birlikte kullanım potansiyelinin, özellikle tümör mikroçevresini daha iyi yansıtan hipoksik ve 3D sferoid modellerde daha ayrıntılı olarak araştırılması önerilmektedir.
</summary>
<dc:date>2026-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>OPTİMUM GÖRÜŞ KALİTESİNE SAHİP YUMUŞAK KONTAK LENSLERİN 3B YAZICI İLE ÜRETİMİ VE KARAKTERİZASYONU</title>
<link href="http://hdl.handle.net/11513/4507" rel="alternate"/>
<author>
<name>MELİK, HALİDE</name>
</author>
<id>http://hdl.handle.net/11513/4507</id>
<updated>2026-06-26T12:15:18Z</updated>
<published>2026-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">OPTİMUM GÖRÜŞ KALİTESİNE SAHİP YUMUŞAK KONTAK LENSLERİN 3B YAZICI İLE ÜRETİMİ VE KARAKTERİZASYONU
MELİK, HALİDE
Bu doktora tez çalışmasında, optimum görüş kalitesine sahip yumuşak kontak lenslerin dijital ışık işleme (DLP) tabanlı üç boyutlu (3B) yazıcı teknolojisi ile üretilebilirliği araştırılmıştır. Bu amaçla, hidrofilik yapısı ve kontak lens uygulamalarındaki yaygın kullanımı nedeniyle 2-hidroksietil metakrilat (HEMA) temel lens matrisi olarak seçilmiş; HEMA matrisinin optik, mekanik, yüzey ve biyolojik özelliklerini geliştirmek amacıyla farklı oranlarda TRIS ve MMA katkıları kullanılmıştır. Saf HEMA kontrol grubu olarak değerlendirilmiş; HEMA-TRIS ve HEMA-MMA esaslı numuneler %1, %3, %5, %10 ve %20 katkı oranlarında hazırlanmıştır. Hazırlanan fotopolimerize edilebilir karışımlar, DLP tipi 3B yazıcı ile kontak lens ve test numunesi geometrilerinde üretilmiş, ardından UV post-kürleme işlemi uygulanmıştır. Üretilen numunelerin fiziksel, optik, yapısal, termal, mekanik, morfolojik ve biyolojik özellikleri kapsamlı olarak değerlendirilmiştir. Fiziksel analizlerde denge su içeriği ve temas açısı ölçümleri yapılmış; optik özellikler UV-Vis spektroskopisi ile incelenmiştir. Polimer yapının oluşumu FTIR analizi ile, termal davranış ise DSC analizi ile değerlendirilmiştir. Numunelerin kuru ve ıslak ortam mekanik özellikleri çekme testleriyle belirlenmiş, yüzey/kırık yüzey morfolojileri SEM analizi ile incelenmiştir. Ayrıca biyolojik uygunluk kapsamında hücre canlılığı, protein adsorpsiyonu ve bakteriyel adezyon testleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, DLP tabanlı 3B yazıcı teknolojisinin HEMA esaslı yumuşak kontak lens üretiminde başarılı şekilde uygulanabileceğini göstermiştir. Saf HEMA numunesinin denge su içeriği yaklaşık %35 olarak belirlenirken, TRIS katkılı numunelerde bu değer %22-36, MMA katkılı numunelerde ise %28-41 aralığında değişmiştir. Optik geçirgenlik sonuçlarına göre, HEMA-TRIS numuneleri görünür bölgede yüksek şeffaflık göstermiş ve %95,8-98,5 geçirgenlik değerlerine ulaşmıştır. Buna karşılık, HEMA-MMA numunelerinde geçirgenlik değerleri %72-81 aralığında kalmıştır. Bu durum, TRIS katkısının optik performans açısından MMA’ya göre daha avantajlı olduğunu ortaya koymuştur. FTIR analizleri, HEMA, TRIS ve MMA monomerlerinin fotopolimerizasyon sürecine katıldığını ve polimer ağ yapısının başarılı şekilde oluştuğunu göstermiştir. DSC sonuçlarında saf HEMA’nın cam geçiş sıcaklığı yaklaşık 14 °C olarak belirlenmiş; TRIS katkısının Tg değerlerini artırdığı, yüksek MMA oranlarında ise termal stabilitenin zayıflayabildiği görülmüştür. Mekanik testlerde, kuru ortamda MMA katkılı numunelerin daha yüksek çekme dayanımı gösterebildiği, ancak ıslak ortamda TRIS katkılı numunelerin daha dengeli mekanik davranış sergilediği belirlenmiştir. Islak ortamda saf HEMA’nın maksimum çekme gerilmesi 0,14 MPa iken, TRIS katkılı numunelerde bu değer 0,64 MPa’ya ulaşmıştır. Biyolojik test sonuçları, özellikle HEMA-TRIS sisteminin kontak lens uygulamaları açısından umut verici olduğunu göstermiştir. TRIS katkılı numunelerde protein adsorpsiyonu kontrollü düzeyde kalmış ve aşırı protein birikimi gözlenmemiştir. Ayrıca bakteriyel adezyon testlerinde, orta düzey TRIS katkılı numunelerin E. coli ve S. aureus tutunmasını azaltabildiği belirlenmiştir. Genel olarak değerlendirildiğinde, HEMA-TRIS i sistemi yüksek optik geçirgenlik, kabul edilebilir su içeriği, ıslak ortamda daha iyi mekanik performans ve olumlu biyolojik özellikleri nedeniyle HEMA-MMA sistemine kıyasla kontak lens uygulamaları için daha uygun bulunmuştur. Özellikle %5-10 TRIS katkı aralığının optik, mekanik ve biyolojik özellikler arasında daha dengeli bir performans sunduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, bu tez çalışması DLP tabanlı 3B yazıcı teknolojisinin kişiselleştirilmiş yumuşak kontak lens üretiminde kullanılabilir olduğunu ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, TRIS ile modifiye edilmiş HEMA esaslı hidrojel sistemlerin yüksek görüş kalitesi, yeterli mekanik özellik ve biyolojik uygunluk açısından gelecek nesil oftalmik biyomalzemeler için önemli bir potansiyel taşıdığını göstermektedir
</summary>
<dc:date>2026-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>TESİRATU’L- ‘AVLEME ‘ALE’L- ‘AKİDETİ’L-İSLAMİYYE</title>
<link href="http://hdl.handle.net/11513/4506" rel="alternate"/>
<author>
<name>JLELATİ, MOHAMAD</name>
</author>
<id>http://hdl.handle.net/11513/4506</id>
<updated>2026-06-26T11:46:29Z</updated>
<published>2026-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">TESİRATU’L- ‘AVLEME ‘ALE’L- ‘AKİDETİ’L-İSLAMİYYE
JLELATİ, MOHAMAD
Bu çalışma, çağdaş İslam düşüncesinin en önemli meselelerinden biri olan “küreselleşmenin İslam inancı üzerindeki etkileri”ni ele almaktadır. Araştırma, küreselleşmenin yapısını; ekonomik ve siyasi boyutları aşarak, İslami tasavvurdaki "İlahi merkezli" dünya görüşüne rakip, materyalist bir model sunan bir "dünya görüşü” olarak çözümlemeyi amaçlamaktadır. Araştırmacı; küresel nüfuzun İslam toplumlarındaki mevcut gerçekliğini teşhis etmek için betimsel-analitik yöntemi; tahakküm ve tek tipleştirme temelli "küreselleşme" ile tanışma ve kültürel çeşitlilik temelli "İslami evrenselliği" karşılaştırmak için ise eleştirel-karşılaştırmalı yöntemi benimsemiştir. Çalışma, küreselleşmenin akışkanlık, tüketimci materyalist eğilimler ve insanın tanrılaştırılması gibi mekanizmalar yoluyla inanç esasları üzerinde yapısal baskılar oluşturduğunu; bunun da yüzeysel dindarlık biçimlerinin ortaya çıkmasına veya değer yabancılaşmasına yol açtığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, çağdaş Müslüman zihninde düşünsel bağışıklığın zayıflaması sonucu bir “etkilenmeye açıklık” (asimileye yatkınlık) bulunduğunu tespit etmektedir. Buna karşılık araştırma, inancı koruma ve güçlendirme için kapsamlı bir strateji önermekte; bu strateji, bilgi bütünlüğü temelinde Müslüman şahsiyetin yeniden inşasını, kurumsal ve teknolojik araçların etkin kullanımını ve savunma pozisyonundan medeniyet kurucu bir inisiyatife geçişi içermektedir. Bu bağlamda İslam’ın, insanlığı aşırı materyalizmin çıkmazlarından kurtaracak değerler temelli bir alternatif olarak sunulması hedeflenmektedir.
</summary>
<dc:date>2026-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>KOLAJEN PEPTİTLERİNİN VURGULU ELEKTRİK ALAN DESTEKLİ ENZİMATİK HİDROLİZ YÖNTEMİYLE ÜRETİMİ VE BİYO-FONKSİYONEL ÖZELLİKLERİNİN BELİRLENMESİ</title>
<link href="http://hdl.handle.net/11513/4505" rel="alternate"/>
<author>
<name>TEMEL, MEHMET</name>
</author>
<id>http://hdl.handle.net/11513/4505</id>
<updated>2026-06-26T06:20:09Z</updated>
<published>2026-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">KOLAJEN PEPTİTLERİNİN VURGULU ELEKTRİK ALAN DESTEKLİ ENZİMATİK HİDROLİZ YÖNTEMİYLE ÜRETİMİ VE BİYO-FONKSİYONEL ÖZELLİKLERİNİN BELİRLENMESİ
TEMEL, MEHMET
Kolajen hayvanlarda deri, kemik, kıkırdak ve tendon gibi farklı bağ dokularda bulunan yapısal bir proteindir. Deri ve kemiklerden elde edilen ve molekül ağırlığı 200-500 kDa ağırlığında değişen kolajen proteininin ekstraksiyonuyla jelatin elde edilmektedir. Elde edilen bu jelatinin enzimatik veya asidik hidroliz yoluyla daha ileri derecede parçalanması sonucu daha küçük molekül ağırlığına (&lt; 0.05) gözlenmiştir. Özellikle VEA ön işlemi uygulanan jelatin hidrolizatlarında HD değerlerinde belirgin bir yükselme meydana gelmiş, bu durum protein zincirlerinin daha küçük peptitlere ayrıldığını göstermiştir. FTIR analizleri, VEA ve pepsin uygulamalarının hem ayrı ayrı hem de kombine olarak protein omurgasında gevşeme, hidrojen bağlarının zayıflaması ve sekonder yapı değişiklikleri oluşturduğunu göstermiştir. Elde edilen hidrolizatların antioksidan aktivitelerinde; VEA + pepsin kombinasyonunun antioksidan kapasiteyi anlamlı biçimde artırdığı saptanmıştır. Antioksidan aktivitedeki artışın, hidroliz derecesindeki yükselişle paralel olduğu belirlenmiştir. UV absorbsiyon spektrumları incelendiğinde, hidrolizat örneklerinde özellikle aromatik amino asitlere atfedilen absorbsiyon bölgelerinde artış gözlenmiş, bu durum düşük molekül ağırlıklı peptitlerin oluşumunu desteklemiştir. Bulgular birlikte değerlendirildiğinde, VEA ön işleminin jelatinlerin enzimatik hidrolizini kolaylaştırdığı ve biyolojik aktivitesi yüksek hidrolizatların elde edilmesine katkı sağladığı sonucuna varılmıştır. Elde edilen bulgular, VEA’nın jelatin hidrolizi için etkili bir ön işlem yöntemi olduğunu ve pepsin ile birlikte kullanımının fonksiyonel ve biyoaktif özellikleri geliştirilmiş jelatin hidrolizatlarının üretimi açısından önemli bir potansiyel sunduğunu ortaya koymaktadır.
</summary>
<dc:date>2026-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
</feed>
